logo

reklam

Başlığını yitiren yazı


facebook
Aysun Doğan TERZİ
seda@hotmail.com

“Aptallara göre insanlar ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.” Albert Einstein

Saatler günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar. Öyle çabuk geçiyor ki, bu endişe verici hızlı geçişler iyi değerlendirilemeyen çöp zamanlara dönüşmüş işe, eyvah. Vicdan azabı gibi gelip vuruyor insanı. Şöyle bir baktım da günümün büyük bir bölümü yerel ve ulusal haberleri takip ederek, gündemde önemli bir gelişme varsa onunla ilgili notlar alıp, farklı kaynaklardan ilgili makaleler okuyarak sonra anladığımı kendimi anlatarak geçiyor. İlginç ama, öyle. Gerekli. Ve bu okumalar esnasında fark ediliyor ki, çoğunluk mutsuz, çoğunluk içini karartıp karalar bağlamış. (Azınlık edebiyat, şiir, felsefe, doğa ile meşgul) Köşe yazıları, korkunç haber başlıkları, her gün yeni bir felaketi vere döken şişirme haberler. Büyük gazetelerin neredeyse hepsi, ya magazinsel ya felaketsel. Bizler de okur zede olabiliriz bu durumda. Hiç mi güzel haber, olay, bir yenilik olmaz memlekette. Oluyor, elbette. İyiler kimilerinin işine gelmiyor, refah ve huzur değil, darlık ve panik istiyor birileri. Merakla okunsun, tirajım yükselsin istiyor.

Politika ve toplumda yüksek ses de iç daraltıyor. Koca koca insanların, etik ifade tarzına uymadan konuşması, özellikle toplum için önemli bir değer haline gelmiş; öğretmen, akademisyen, yazar bir gazeteci örneğin, manipülasyoncu, ayrıştırıcı, abartılı bir dil ile konuşması toplumu ikiye bölüp, dış kötülere pay verdirtiyor. İçeride üstüne kış ve doğal olmayan gaz zamları, içi soğuk olan insanımızın, dışını da üşütüyor. Bir zamanlar partisine toz kondurmayıp, yere göğe koyamayalar bugün sayıp sövüyor. Lanetler okuyor, nasıl iklimler şaşırdı. İnsan iklimi de öyle şaşırdı. Ben olaya felsefi bakıyorum değişim yasası diyorum. Diyalektik diyorum; “Hiçbir şey olduğu yerde kalmaz, hiçbir şey olduğu gibi kalmaz”
Geçmişte birilerin gazıyla Rahmetli Ecevit’e yazar kasa fırlatan esnaf, bugün başını taşlara vuruyor. E bu işler böyle. Allah devlete zeval vermesin deyip şova dökmeden eleştirseydi belki daha sağlam bir duruş olurdu. Hem olaya şöyle komik bir yan bularak bakıyorum ben, ailesi tarafından aşırı şımartılan çocuklar, her istediğini yaptı, gördüğü her marka kıyafet, takı aldı. Lüks mekanlara gitti, aile de ay sonunda bunun bedelini ödeyecekti öyle değil mi? Dolabı ve cüzdanı boşalacak, sofraya tek çeşit ve salata gelecekti. E şimdi kime kızalım bu faturalardan dolayı ? Şımarıklara mı ? Aileye mi ? Kim istedi. Aileler. Bir yerde halk.

Dün meydanlarda üzerimizi yürüyenler. Kimi zaman gözü dönenler, önce sosyal hesaplardan silip, selamı sabahı kesenler. Oysa keşke siyaset mecliste ve meydanlarda kalsaydı, ya da her eleştirine, ayrımlı renklere, kategorize edilmeden yaklaşılabilseydi, belki bugün içimizde kara, ak nefreti dolmazdı. Son zamanlarda yapıtları bana ilham veren Oruç Aruoba siyasetle ilgili söyle der; Bütün sorun, birlikte yaşamak zorunda olup da birlikte yaşamaya katlanmamızdır. Eğer bir insan birlikte yaşamak zorunda olmadığımızı ve bunu başarabileceğini düşünüyorsa siyasetten uzak durabilir. Ancak yine bilinir ki, tükettiğimiz gıdalardan üzerimizdeki giysilere kadar her şey toplumsal işbölümünün ürünüdür. Siyaset basitçe, bu işbölümünü düzenleyen tartışmalardır. Bu tartışmalardan yoksun kalmış kişi bu işbölümünde herhangi bir pay sahibi olamayacağı gibi kendine biçilen rolleri oynamaya mahkum kalır. Ve maalesef bilinir ki, çoğumuz bu rollerin içindeyiz. Bir çivi, bir dişli, bir harç ya da bir soytarıyız. Siyaset birimlerin bütünü tasarlamasıdır.” Evet meseleyi daha rafine bir şekilde ele alırsak, sıkıcı olan siyaset yapılsındı âmâ biz sağlam olabilseydik. Bölünmeseydik. Şekilcilik ve yargı etiketleri yapışmasaydı anlımıza. Hepimizin toplum ürünün bir parçasıyız. Sosyalizasyonun dışında kalmamız mümkün olamayacağına göre, o halde ilk insanlar gibi didişmek yerine, bir arada huzurlu olmanın yollarını arasaydık. Arayabiliriz. Büyüklerin aksine biz küçükler, yapabiliriz bunu. İçimizde aslında var olan iyiliği, hoş görüyü, tahammülü, zor günlerde sabırlı olmayı tam da bugünlerde çıkartabiliriz, ne dersiniz?

Bu yazımın sonunu edebiyat yaşamımızda neden olmalı’ ya bağlayacaktım. Görüyorsunuz, realite izin vermedi. Bu arada şehrimiz açısından gurur verici bir olayı eklemeleyim. Haberlerden duymuşsunuzdur, ekibiyle birlikte geliştirdiği proje ile Paris’e giden başkanımız ödül ile birlikte döndü. Bu öyle gurur verici bir gelişme ki, şehir adına. Bu ödüle sevinmeniz için, illa ülkücü olmanız gerekmiyor .Pek ala bir chp’ li, ip partili de sevinip gurur duyabilir; ne demişti Sayın Sarı ” Hizmetin partisi olmaz.” Cami de bizim, cem evi de dediği gibi. Dileyen gelir. Bütünü ele alan, kucaklayan bir yaklaşımla. Şehir adına sevindiren bir başka konu mutlaka fark etmişsinizdir, sokaklar, parklar bahçeler
tertemiz. Tam da hak ettiğimiz gibi.

Bu yazıyı kaleme alırken Elağzı depremi yaşanmamıştı.Bu acı olayla yüreğim, yüreğimiz yandı.

Aysun Doğan Terzi

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Öyleyse merhaba

    03 Şubat 2020 Genel, Köşe Yazıları, Kültür Sanat

    "Söylediklerinize dikkat edin düşüncelere dönüşür.Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür.Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür." Gandi. Değişmek, dönüşmek ve başkalaşım. Bilenen adıyla metamorfoz. Değişimin genel anlamı insanlar arasında değişiklik gösterebilir. Kimine göre yeni bir saç stili ve giyim tarzı, kimine göre farklı fikir akımları, düşünce tarzları, hayatı anlama ve yaşama biçimlerini değiştirme, restore etme eylemidir.Yeni doğan günü ömrün başlangıcı saymanın, yeni fikirlere zihnin kapılarını açık t...
  • Başlığını yitiren yazı

    27 Ocak 2020 Genel, Köşe Yazıları, Kültür Sanat

    “Aptallara göre insanlar ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.” Albert Einstein Saatler günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar. Öyle çabuk geçiyor ki, bu endişe verici hızlı geçişler iyi değerlendirilemeyen çöp zamanlara dönüşmüş işe, eyvah. Vicdan azabı gibi gelip vuruyor insanı. Şöyle bir baktım da günümün büyük bir bölümü yerel ve ulusal haberleri takip ...
  • Öğretmenler, geleceğimizin mimarlarıdır.

    26 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Öğretmenler, gelecek kuşakları eğitir ve şekillendirir bu nedenle öğretmenlerin eğittikleri çocukları geleceğimize bir meşale gibi ışık tutacak olan ve geleceğimizi şekillendirecek olan kişilerdir. 24 Kasım Öğretmenler Günü her zaman hatırlanmayı ve değer verilmeyi hak eden çok sevgili öğretmenlerimizin günüdür. Öğretmen bizleri bilgi ile aydınlatan bir mumdur. Yansıttığı ışık bilgi ile aydınlanmamızı, karanlıklardan kurtularak önümüzü görmemizi sağlar. Bu mesleğe ömrünü adamış, şini severek yapan, kendinden çok öğrencilerini düşünen öyle öğre...
  • Yerel gazeteler

    18 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Yerel gazeteler Bugünde, kendi alanımızla ilgili birkaç kelam etmek istedim. Basın, insanların yaşananlardan haberdar olabilmesi için ortaya çıkmış ve yıllardır süre gelen bir olgudur. Aynı zamanda basın, insanların sosyokültürel yapısını etkileyerek değiştirebilecek bir yapıya sahiptir. Demokrasi önce yerelden filizlenir, sonra ülke geneline kök salar. Bunun için bağımsız, özgür ve kendi ayakları üzerinde durabilen yerel basının varlığı ön koşoldur. Demokrasinin ilk basamağı olan yerel birimlerinde halk ile yöneticiler arasında köprü g...