logo

reklam

Bu gün 6 Mayıs, Hızır Günleri Başlıyor

Yelgin MESCİ

yelgin mesciBu gün 6 Mayıs, Hızır Günleri; yani yaz, yani bereketli günler başladı…. Eskilerin deyimi ile 6 Mayıs Hıdırellez günü. Somut olmayan kültürel mirasımızın bir parçası olan bu gün Hazreti Hızır’ın İlyas peygamber ile buluştuğuna inanılan gün. Hızır ve İlyas, insanları, doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan varlıklar. Eskiden Anadolu’nun çoğu yerleşiminde olduğu gibi toprakla uğraşan, ekip biçen, üreterek kendi yaşamını sürdüren Amasyalılar da geçmişte, yıllardan süzülüp gelen, dedelerinden, ninelerinden öğrendikleri, doğanın kendilerine sunduğu takvime göre yaşamlarını sürdürür, tedbirlerini alırlardı. Rumi Takvim kullanılır ve yılı Kasım ve Hızır günleri olarak iki mevsime ayırırlardı. Kasım yani kış günleri 8 Kasımda başlar, 5 Mayısta biter, Hızır yani yaz günleri ise 6 Mayıs’ta başlar, 7 Kasım’da biterdi. Halk arasında ise aylar; Zemheri (Ocak), Gücük (Şubat), Mart, April (Nisan), Mayıs, Kiraz (Haziran), Orak (Temmuz), Ağustos, İlkgüz (Eylül), Ortagüz-Gazel (Ekim), Songüz (Kasım), Karakış (Aralık) idi. Tamamı 180 ya da 179 gün süren, Kasım günleri olarak adlandırılan kış döneminin ilk 135 günü, Kasım-Zemheri-Hamsin ayları kışın en şiddetli olduğu zamandı ve insanlar yakacaklarını, yiyeceklerini, kendilerinin ve hayvanlarının ihtiyaçları olan her şeyi bu süreye göre hazırlarlardı. Kasım’ın 46’sında Arap’ça “kırk gün” anlamına gelen “Erbain” başlardı ve Miladi Takvime göre 21 Aralıktan 31 Ocak’a kadar süren, Amasya’nın en soğuk zamanı olan bu soğuk karakış günlerine “Zemheri” denilirdi. Kar yağar, hem de öyle bir kar yağardı ki köyden, şehirden dışarıya çıkmak çok zor olur, dondurucu soğuklarda, zorlu kış şartlarında yaşamlarını sürdürürlerdi. Kasım’ın 86’sında yani 31 Ocak ta Arapça “elli gün” anlamına gelen oldukça soğuk “Hamsin” başlardı. İlk on günü en soğuk günler idi. Kış devresi olan Kasım’ın 100’üncü gününde leylekler gelir, ilkbahardan önce birer hafta arayla cemrelerin düştüğüne inanılırdı. Cemre ateş parçası demektir. İlk olarak Kasım’ın 105’inde, Gücük ayının 7 sinde yani ilk 20 Şubat’ta “Havaya cemre düştü, hava ısınmaya başladı.” denirdi. Sonra yedişer gün ara ile 27 Şubat’ta suya, Kasımın 119’unda yani 6 Mart ta toprağa düşerdi cemre. Önce hava, sonra su ve sonra toprak ısınırdı yavaşça. Yılın başını 22 Mart sayarlardı. Bu baharın gelişinin habercisi sayılırdı. Uyanışı idi doğanın. Nevruz’du. Kasım 150 yani 5 ya da 6 Nisan’da yaz başlar sayılırdı. Ama “Kork Aprilin beşinden, kömüşü ayırır eşinden.” de denirdi. Bu 17 ya da 18 Nisan gününe denk gelen çok soğuk bir gündü. 21 Mart’ta başlayıp, 6 Mayıs’a kadar geçen kışı tamamlayan 45 günlük bir devre daha vardı. 20-25 Nisan arası soğuklar olur, bu soğuğa “sitte-i Sevr soğukları” denirdi. İşte 6 Mayıs günü başlayan Hızır günleri ise yaz mevsimi idi ve toplam 185 (186) gündü. Kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı, bereketin, yani yazın gelişini kutlamak için bu günlerin başlangıcı olan 6 Mayıs günü Hıdırellez kutlamaları yapılırdı. Hızır, bu yörede yaşayan halkın inancına göre, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölmezliğe ulaşmış; zaman zaman özellikle baharda insanlar arasında dolaşarak zor durumda olanlara yardım eden, bolluk-bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında ermiş bir ulu kişidir. Hızır, baharın, baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür. Hızır’ın hüviyeti, yaşadığı yer ve zaman belli değildir. Uğur ve kısmet sembolü olan, mucize ve keramet sahibi Hızır’ın; Kalbi temiz, Allah’a inanan insanlara yardım edeceğine, dertlilere derman, hastalara şifa vereceğine, bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini ve şanslarının açılmasına yardım edeceğine, uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunacağına inanılırdı. Eskiden temiz olmayan evlere Hızır’ın uğramayacağı düşünülerek, Hıdrellez gününden önce evler baştanbaşa temizlenir, başta Yeşilırmak olmak üzere su başına ve kırlara gitmek için hazırlıklar yapılır, lacivert renkli çiçeği olan karga burnu ve soğan kabuğu ile kabuklarını tokuşturulmak üzere yumurtalar haşlanır, yiyecekler hazırlanır, en yeni, en temiz elbiseler, ayakkabılar giyilir, kırlarda, ertesi gün su başına gidilerek yenilirdi. Gül ağacına geceden keselerin içine kadınlar tarafından paralar konur, yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılırdı ki Hızır uğrasın bereket olsun diye. Ev, bağ-bahçe, tarla, at isteyen kimseler, Hıdırellez gecesi su kenarına sahip olmak istedikleri şeyi çizerlerdi. Yakılan ateşten atlayanların hastalık ve nazardan korunduğuna inanılırdı. Nişanlı kızlara kurban gönderilir, duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verilirdi. Oruç tutanlar ve kurban kesenler olur, hiçbir yeşil dalından koparılmaz, bayram günü olduğu için iş yapılmaz idi. Çoğu Kocaana öyküleri Hızır üzerine idi. “Nasıl olmuştu da kapıya gelen Hızır Aleyhisselamı tanıyamamışlardı.” Pişmanlık öyküleri anlatırlardı. Aslında Hızır bir yerde “Tanımadığınız insanlara kötü gözle bakmama, yardım etme.” öğretisi gibi idi. Yapılan her şey “Hızır hakkı” içindi. Ve bir kişiye ikramda bulunduğunda, ikramı alan “Hızır bereketi olsun evinde, hanende.” derdi. 5 Mayıs akşamında su kenarına çizdiğiniz, name yapıp suya attığınız, gül ağacına astığınız, 6 Mayıs sabahı ettiğiniz dualarınız ve gönlünüzden geçen tüm iyi dilekleriniz kabul ola dostlar. Doğa aynı doğa, mevsimler aynı mevsim. Hızır uğrasın hanenize.

 

Kaynakça: www.tr.wikipedia.org www.mesutsener.com.tr/index.php/halk-takvimi

Share
3426 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.

hd porno sikis izle