logo

reklam

Engelli olmak, Özgürlükler içindeki bedenin, ömür boyu mahkûmiyetidir


facebook
Yılmaz Keten
yilmazketen@hotmail.com

 İnsanların Beyinlerinde ki duygulara, fikirlere ateş veren Sevdalar ve idealler vardır yüreğinde,   Bu sevdalar ve idealler insanların hayatı güzelleştiren şeyler yapmasını sağlar.
Doğduktan sonra başlar bu idealler, anne ile başlayan sevdiğine en yakın olmak ve bunun için çabalamak, zaman, enerji harcamak duygusu yaş büyüdükçe insan geliştikçe farklı alanlarda devam eder.

engellerÇocukken en heyecanlı ve en uzun süreli oyunlar oynamayı düşünür, oyun hiç bitmesin ister çocuk yüreği, Gençken en güzel kızı sevmek isterler, en heyecanlı macerayı yaşamak kendilerini kanıtlamak ister genç yürekler,

Olgunlaşınca en iyi üniversiteden mezun olmak, en iyi işi kurmak ya da çalışmak ve gençlikte beyinlerine yerleşen kadın imajını ararlar hayat boyu beraber olmak için.

En güzel kadınla, en güzel düğünle evlenmek,  en zeki çocuklar yapmak, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek, en iyi arabayı almak en güzel evi yapmak, en yüksek geliri kazanmak bu böyle sürer gider.

Bütün insanların hayat idealleri Enlerle doludur. Öleceğini bilen insan bile en iyi cenaze töreni en iyi mezar yeri, en iyi mezar gibi beynindeki düşünce ve ideallerden kurtulamaz, Bu idealler yaşam arzusunun temelidir, bu temelde insanlığın gelişmesini sağlayan en önemli faktördür.

İşte bu duygularla yaşayan ya da yaşayacak olan insanın hayatının herhangi bir döneminde bir şimşek çakar ve siyah bir perde oluşur, bir insan kara yazgı için seçilmiştir. Bu insanın hayatı tamamen değişir zıt bir çizgi izlemeye başlar, “En iyi” olan amaç ve ideal en “kötü mecburiyet” halini alır, “En iyinin” yerini “Keşke” sözcüğü alır.

En kötü ortam, en kötü yaşam şekli, en kötü beklenti, en kötü sevgi, Her şeyin en kötüsü sevginin bile en kötüsü, sevginin en kötüsü acımaktır. “en kötü” ile başlayan fiillerin sonu “keşke” düşüncesi ile daha kötü bir hal alır.

“Hayat alt üst olmuştur, her şey tersine dönmüştür,  çölün en kızgın yerine bir fidan düşmüştür, yaşaması, var olması bir mucizedir.”

İdealler bitmiştir, yaşamak bile zordur. En çok sevdiklerinin bile acıyarak bakışları dayanılmaz acıyı yüreklerde biriktirir, kuytu yerlerde gözyaşı olarak akar, çaresizliğini kabul eder sonra yağmurdan sonra ki yeryüzü gibi huzur bulur,

Yaşanan çaresizlikler en sonunda “alışılmış çaresizlik” olur. Boyun eğen her şeyi kabullenen çaresizler olarak ortaya çıkar. Yürekteki sevdalar ve idealler, kalp ağrısına dönüşür, yüreği acıtır.

Bazen bedenler Engelli olur, bazen beyinler, bazen Engelli bedenlerin beyinleri sağlam düşünür ama ne hikmetse sağlam bedenlerin beyinleri de Engelli düşünürler. İşte bu Engelli düşünme sonucunda yaşam alanlarımız Sağlam olanların bile yaşayamayacakları ortamlar haline gelir.

Hayatın her evresinde, her zamanında her yerinde yaşama hakkı kutsallığı ve eşitliği bozulamaz ama nedense biz kendini sağlam sanan düşünme Engelli kendimizden başkasını düşünemeyiz, düşünmeyiz.

Yuva olarak yaptığımız evlerimizde bile hiçbir şeyi düşünmüyoruz, Engelli bir arkadaşımızın evimize gelme ihtimalini bir kenara bırakın yarın bir gün bu “seçilmişliğin” başımıza geleceğini hesaba bile katmayız.

Okul yaparız, cami yaparız, dükkân yaparız, otogar yaparız, Hastane yaparız, düğün salonu yaparız, büyük siteler yaparız, bankalar yaparız, kahvehaneler yaparız, lokantalar yaparız, spor salonları yaparız sadece sağlamlar girsin diye, sosyal yaşam çevremizde bir insanı en çok ilgilendiren alanlardır buralar ama sadece sağlamlar için yapılmıştır.

Düşüncesizliğimiz o kadar hat safhadadır ki, Kaldırımlar yaparız ortasına ağaç dikeriz özürlü aracı da yoldan gitsin diye, yaya geçitleri yaparız ortasına banket koyarız sadece sağlamlar geçsin diye, kısaca sokağa çıkma hakkı bile vermediğimiz insanlarında bizlerden farkı olmadığını ne zaman düşüneceğiz.

Bu durumları hep gelişmiş ülkelerle kıyaslarız ve bu ülkeler geleceği düşünerek projeler yaparlar, kendi ömürlerinin yetmeyeceğini bilerek projeler yaparlar, uygularlar, aslında ülkeler gelişmez insanlar gelişir. İnsan kendinden başkalarını da düşündüğü zaman, kendisinden sonrasını düşündüğü zaman gelişmiş sayılır,

Bizler bırakın başkalarını ve bizden sonrakileri düşünmeyi kendimizi bile düşünemiyoruz, bu düşüncesizliğimiz hayatımızı yaşanılmaz kılıyor, sorunları çözümsüz, çalışmaları sonuçsuz bırakıyor.

Yaşadığımız sosyal çevreyi kurarken ya da yaşam alanını düzenlerken bir gün bizimde başımıza gelebileceğini hiçbir zaman hesaba katmayız, öyle bir hayat yaşarız ki Engelli olduğumuzu rüyamızda görsek bir yerimiz açık kalmış sayarız, en iyi düşünenimiz gider bir Engelliye ya da muhtaç olduğunu bildiğimiz birine sadaka veririz.

İnsan olarak düşüncesizliğimiz sadece yaşam alanları ve yaşam şartları ile alakalı değildir, “Yaşamakla” da alakalıdır. Hayatı farkına vararak yaşamıyoruz, Gözler sağlamken, bütün renklerin ayrıcalığını, güzelliğini ve farklılığını gözlemek lazımdır, ayaklar sağlamken terden sırılsıklam olarak yürümek lazımdır. Kollarınız sağlamken dost ve arkadaşlarınıza sıkıca sarılın,

Unutmayın gözler kapanınca renkler siyah beyaz olur. Ayaklar gidince bütün dünya durur, kollar gidince dostlar düşman olur,

Hayatın küçük ayrıntılarının farkına varın, Yazın sıcağında soğuk bir bardak suyu içerken bardakta oluşan buğunun varoluşu ile yok oluşunun nedenlerini öğrenin.

Bahar güneşi ile ısınan toprakların üzerine düşen soğuk yağmur tanelerinin taze ot, çiçek ve toprak kokusundan nasıl bir aroma oluşturduğunu hissedin.

Sıcak yaz aylarında yeryüzüne doğru koşan yağmur tanelerinin kısa bir süre sonra başka diyarlara yağmur olmak için tekrar gökyüzüne doğru yükseldiğini izleyin,

Baharın son deminde yapraklarını, çiçeklerini döken doğanın mahremiyetini kapatmak istercesine Sisten perdeler örttüğü alaca sabahları seyredin,

İçinde binlerce renk ve şekil barındıran, ama beyaz görünen kar tanelerinin raks edişlerini, eriyip kaybolmalarını gözlemleyin,

Baharın seherini, yazın Meltemini, Güzün akyelini, kışın poyrazını hissedin. Kısaca her anı, her günü, her mevsimi, her yılı Yaşayın, çiçeğin yapraklarının bile farklı renklerde olduğunu görün, her gün farklı koktuğunu, Güneşle açıp güneşle kapandığını, öğrenin.

Bunları Öğrenirken belki Engellilerin neler kaybettiklerini anlarsınız, Nelerden “Mahrum” nelere Mahkûm olduklarını fark edersiniz.

Aslında Engellilik Özgürlükler içindeki bedenin ömür boyu mahkûmiyettir, özgürlük hücresidir, ama ”Beden Mahkûmdur Beyin Özgürdür”

En kötüsü ise bedeni Özgür olup ta Beyni mahkûm olanların durumudur.

Not: Bu yazıyı okuduktan sonra sizlerden istediğim yaşadığınız her yerde Engelli olduğunuzu düşünün.

Etiketler: » » » » » » » »
Share
1973 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • O Benim Başkanım

    16 Ekim 2018 Köşe Yazıları, Siyaset, Tüm Manşetler

    Seçimlerin yaklaşması ile birlikte partilerin aday belirleme sürecini de hızlandırdı. Genelde temayül yoklamasıyla adaylarını belirleyeren AK Parti, bu sefer adaylarını seçim bölgesinde halkı tarafından sevilen ve istenilen kişilerden oluşan bir liste hazırlayacağı bekleniyor. Yerel seçimle genel seçimin dinamiğinin farklı olduğunu bilerek başlamalıyız. Yerel seçimlerde seçim sonucunu belirleyecek birinci etken adayın kim olduğudur. İkincisi siyasal partinin iktidar olma hevesinin ya da vatandaşa vereceği umudun ne kadar güçlü olduğu önemlid...
  • Hizmete Övgü

    15 Ekim 2018 Köşe Yazıları, Siyaset

    Yazının başlığından da anladığıniz üzere bu bir övgü yazısıdır. Neye mi övgü? Çabaya övgü . Özveriye övgü. Emeğe övgü. Dün, bugün ve yarın Amasya'yı bir güneş gibi ışıl ışıl yapanlara övgü. Kimden mi bu övgü? Sokaktaki Vatandaştan. Senden,benden, bizden,herkesten. Niye mi yazıyorum ? "Yavrum,sesimizi duyur" dediler. Elbette,elbette. Beni yolda, çarşıda veya herhangi bir kafede görenler bilir.Alışkınlığım sebebiyle,elimde kitap ve gazete ile gezerim. Okuma rutinim bozulsun istemem.Bir iki gün oluyor. Elimde yine gazetem,kitap...
  • Eylül hüznü mü içimize çöken, yoksa zamlar mı?

    11 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Kültür Sanat

    Biliyorum, Eylül hüznü taşıyanlardansınız Biliyorum, bir rüzgar esintisinde mâziyi koklayıp gözleri dolu dolu oranlardansınız Biliyorum, Eylül'de her ezgi yeni hüzünleri kapı açıyor.. Duygusallığımı mazur görün. Malum Eylül ayı içersindeyiz.İçimizde hüzünler,heyecanlar başlangıçlar ve bitişler ne çok birikiverdi. Bu yazımı hazırlarken , biraz çiçek böcek, biraz hayal gerçek olmayı inanın çok istedim.Hasadı gelen üzümleri toplamanın umut veren heyecanından tutunda,Schubert'in Serandesi'nin en çok bu aya yakıştığını.. .Hatta Gökyüzünün h...
  • Anakronizm

    22 Ağustos 2018 Köşe Yazıları

    Geçmişte yaşamak bugüne ayak uyduramamak yani , diğer adıyla anakronizm ! Nedir bu kavram diye merak ediyorsunuz. Anakronizm sözü, dilimizde "tarihe aykırılık, çağa uyamama" anlamına geliyor. Sözlük anlamı tam olarak şöyledir; tarihi olay ya da olguların içerisinde geçtiği zaman ile olay ya da olguda yer alan nesne ya da özelliklerin birbiriyle uyumsuzluğudur. Şimdide yaşayamamak ve gelecekle ilgili hayaller kuramamak,dünde saplanıp kalmak çağın vebası oldu artık.Sosyal medyada ve reelde son zamanlarda beni fazlasıyla rahatsız etmiş ve insanla...