logo

reklam

KADIN YARATANIN İNSANLIK ELÇİSİDİR

25 Kasım Kadına yönelik şiddette karşı uluslar arası mücadele etme günüydü. Bir günlüğüne evrensel yara haline gelen, kadına yönelik şiddette tüm dünya tipik bir tepki niteliğinde duruş sergiledi. Basılı ve görsel medyaya yansıyan bu sembolik gösteri evrensel yarayı onaracak veya tamamen ortadan kaldırıcı bir güce sahip değildi. Kamu görevlileri “Kadına şiddet suçtur”, Sivil toplum örgütleri “Kadına şiddet suçtur, engellenmelidir. Devlet engellesin” şeklinde mesajlar. E kutlandı bitti. Peki ya bugün? 26 Kasım’ın şiddetsizliğini bize kim garanti edebilir? Hiç kimse.

Türk toplumunun büyük bir çoğunluğu kendi ülkesi ve dünya etkileşimi için Tv’ yi evdeki yaşam döngüsünün önemli bir halkası haline getirdi neredeyse. Sabah bir açıyorsunuz; bir kadın programının moderator sunucusu, programdaki bulunma sebebi kendisine yardım edilmesinden başka hiçbir şey istemeyen kadını, insani değerleri, etik iletişim ilkelerini, etik yayın anlayışını hiçe sayarak, aşağılıyor, hakaret ediyor. Üstelik bunu yapan da bir kadın. E bunu da konuşalım. Bu muamele ve üslûp kadına şiddetin bir başka türlüsü.
Spikeri saldırgan, eril dili zorba, dizilerinde kadına dayak, tecavüz, köleleştirme örüntüleri mevcut, ancak bu kanal gelin görün ki, en çok izlenen kanallardan bir tanesi. Muhalifi farklı mı sanki. Yaptıkları haber programları ile toplumu “Kötü dünya psikolojine” sürüklüyor.

Ailede başlayan şiddet toplumsal yaraya dönüşürken hâlâ birileri kazansın, reytingleri bol olsun diye “şiddetin ana tema olduğu” dizileri niçin seyrediyoruz? Görünürde hepimiz karşıyız da neden hâlâ şiddet unsurunu reyting kaynağı gören diziler sıralamalarda bir numara. İktidara yakın kanalların etik ahlâk kuralllarını hiçe saydığını görmekteyiz.Tamamen önüne geçmek mümkün değildir, ancak deniyoruzun alternetif tesellilerini sunan yetkili makamlarınsa niçin denetlenemiyor?

“Kadın yaratanın insanlık elçisidir.”
Sonra, kadını ikinci sınıf insan gören, yaratılma amacı yalnız erkeğe hizmet etmekmiş gibi idealize etmeye çalışan bazı din alimleri, bu tür sınıflandırma ve görevlerin yapıcı ve eşit olarak paylaşılmasına niçin dikkat etmiyor? Hutbelerinde “Sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” diye sözüm ona imam maskesi takmış habis zihniyetlerin, bu çirkin söylemlerin eğitimsiz bireylerde, nasıl bir etki yaratacağını “Birileri” nasıl görmüyor ?

Toplumun dikte etmeye çalıştığı ev hanımlığını ideolojisini benimsemeyen, ekonomik özgürlüğü için sokağa çıkan, çalışan, üreten kadınlara yahut eşinden boşanmış kadın komşuya, toplumların bakış açısı ve söylem niçin değişmiyor/ değişemiyor? Değişsin!

Sinemaya giden kadın, evine sağ salim dönsün. Etek giyen kadın, evine sağ salim dönsün. Tarlada çalışan kadın, ofisteki çalışandan farklı görülmesin.
Kadın yönelik her türlü şiddete, baskıya, zulme bireysel değil, kolektif bir bilinçle dur diyelim.

Anneler evine sağ salim dönsün.
Genç kadınlar sokak ortasında öldürülmesin.
Emineler, ayşeler, nilaylar yaşasın.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.