logo

reklam

KENAR ETKİSİ


Menderes Keten
menderesketen@hotmail.com

Anton Pavloviç Çehov güzel hikâyeler yazan bir doktordu

Pek çok kimse onu doktorluğuyla hatırlamıyor.  S. Arthur C. Doyle gibi.

Wright kardeşler bisiklet tamircisiydi, uçak yaptılar, havacılık sektörünü ortaya çıkardılar.

Pastör kimyagerdi. Zamanının tıp eğitimini almadığı halde, kuduz aşısını buldu, çağdaş mikrobiyolojinin temelini attı. Mikroplar üzerine yaptığı çalışmaları çıkarırsanız tıp tarihinde büyük bir boşluk oluşması normal bir sonuçtur.

Montessori doktordu yeni bir tarzla eğitimde ekol oluşturdu. Eğitimcileri kıskandırdı.

Kafka hukukçu bir sigorta müfettişiydi. Edebiyatta kıskanılacak bir yere ulaştı.

Wegener, meteorologdu kıtaların oluşumu ile ilgili teorinin sahibi oldu. Kabul edilemez fikirleri jeofizikçiler tarafından alayla karşılandı. Sonra, “levha tektoniği” kuram olarak jeofizikçiler tarafından okutulmaya başlandı.

Hukukçu Fermat, matematikte ünlü teoremi ile bütün matematikçileri 328 yıl meşgul etti. Teoremin 600 den fazla yanlış ispatı yapıldı. Nihayetinde, teorem 1995 yılında A. Wiles tarafından 200 sayfalık bir makaleyle çözüme kavuşturuldu.

Yüz doların üstünde resmi olan B. Franklin, matbaacılıktan gelen bir devlet adamıydı. Paratoneri icat etti. Başka buluşları da vardı…

Slovak göçmen “Baniç” bir madenciydi. Yerin altında çalışan bir adam bir uçağın düşüşünden etkilenmiş, pilotu sağlam yere indirecek bir paraşütü icat etmiş, patent dairesinin yakınında bulunan bir binadan atlayarak test etmiş ve patent almıştı.

Birde kenarlarda olup anlaşılamayanlar var…

Mendel rahipti. Zamanında anlaşılamadı, anlaşıldığında ise, genetiğin babası kabul edilen ölü bir rahip olacaktı.

Zorla pilot olan F. Whittle  1930 da  jet motorunu icat ettiğinde, 1940’lara kadar onu anlamayan bir İngiltere vardı. Anlasalardı, İngiltere 2. Dünya savaşını daha erken ve daha az kayıp vererek bitirebilecekti.

Mimarlığın efendisi, Katalan mimar A. Gaudi, doğadan fazlasıyla etkilenmiş, balık pullarından ağaç dallarına kadar, doğayı eserlerine yansıtmış, bitmeyen daha doğrusu tamamlanmayan eserler bırakmıştı… Sanki hayat devam ediyor, eserde devam etmeli dercesine…

Canan’ın tanımıyla kenar etkisi bize: yaşamın ve verimliliğin, farklı ortamları birbirinden ayıran- ya da birleştiren kenarlarda ve sınırlarda zenginleştiği ve çeşitlendiği gerçeğini anlatıyor.

Özetle:  kenarlar, her iki ortamdan da beslenerek zenginleşirler

Kenarlar, farklı parametrelerin karşılaştığı yerlerdir. Farklı iklimlerin karşılaştığı yerlerdir.

Kenarlar, bazen iki farklı toplumun, medeniyetin karşılaştığı yerlerdir.

Kenarlar, alışverişin, iletişimin, etkileşimin yüksek olduğu yerlerdir.

Üç kıtanın kesiştiği Anadolu’nun bitki örtüsünün; bitki ve hayvan çeşitliliğinin açıklaması bu kavramı özetlemeye yeter. Anadolu mutfağının zenginliğini de bu sebeple izah etsek haksız sayılmayız.

Bilim dalları içinde bu söylenebilir… Kenarlar vardır…

Gazete dağıtıcılığından, H. Davy’nin çıraklığına terfi eden meraklı mucit M. Faraday elektromanyetik ile ilgili birçok buluş yaptı. Elektrik mühendisliğinin kurucusu olarak bilinir. Çok güzel buluşları vardı. Buluşlarının matematiksel izahları 33 yıl bekledi. Matematikçi J. Maxwell ise M. Faraday’ın buluşlarının matematiksel yorumlarını tamamladığında fizikte devrime sebep oldu. Bulundukları yer matematiğin ve fiziğin kenarıydı.

Günümüzde bilim dalları arasında bir uçurum oluşmaya başladı. Bir birine oldukça yakın dallar dahi yabancılaşmaya başladı. Sıkışınca bu benim alanım değil deyip topu taca atıyoruz.

Tersi de oluyor. O alan, senin alanın değil, benim konuşma alanım, ben konuşma hakkına sahibim sen sus.  Bir hoşgörüsüzlük… ilgisizlik…

Nasıl olduysa oldu, bilim dalları birbirinden iyice ayrıştılar; oysa bir İbn-i Sina’da filozof, hekim, astronom, kimya hepsi vardı.

Bu noktada o zaman bilgi azdı. Şimdi çok. Örneğin kimya dalında bilgiye hakim olmak için bir ömür yetmiyor. Bilim insanı da, sadece kimya dalında bir bölüme talip oluyor. Mesela organik kimya sadece bu alana dalıyor, diğer her şeye gözünü kapatıyor.

Oysa…

Bilim dalları birbirinden bu kadar kopuk değil, bir fizikçinin bir biyologdan, bir doktorun kimyagerden, kimyagerin botanikçiden, bir ekonomistin sosyolojiden tarihten bir edebiyatçının tıptan beslenmesi faydalanması kendini geliştirmesi gerekmez mi?

Bir uçak mühendisinin, köpekbalığı neden daha az sürtünüyor?  Baykuş bu kadar sessiz nasıl uçabiliyor? Bir fizikçi için, ateşböceği nasıl bu kadar az enerjiyle bu kadar ışık üretebiliyor? Sorularına birlikte cevap aramaları gerekmez miydi?

Başka bilim dallarından faydalananlar yok mu? Var tabi ki…Derdimiz o ki istisnadan öte gitmiyor.

Biz genel durumdan şikâyet ediyoruz. Bilim dalları arasındaki geçiş bölgeleri yani kenarları boş gözüküyor. Bırakın birbirinden uzak dalları yakın dallar dâhil…

Ford’dan önce otomobil yapanlar vardı. Ve fakat, onun kadar ekonomik yapamadılar. H. Ford, işçinin sabit işin hareketli olduğu, bant sistemini bir mezbahada görmüş aynı şekilde uyarlamış maliyetleri aşağıya çekerek dünyayı değiştirmişti… Kenarlardan beslenmişti…

Jobs, bilgisayar sektörünün babası desek yeridir. Üniversitede hangi bölümü okumuştu hatırlayan var mı? Ömrünün sonunda bitirdiği üniversitede, yaptığı mezuniyet konuşmasında, o kısa ve etkili konuşmasında ücretsiz olduğu için aldığı kaligrafi dersinin kendine kattığı değerden bahsediyor. Ürettiği son teknoloji ürünlerdeki estetik kaygısının kaynağını da açıklıyor aslında.

Bir makine mühendisi, bitki tohumunun havada uçuşundan toprağa saplanmasına kadar ilham verici birçok şey bulacaktır.

Bir şiir yazmasa da okuyabilecektir…

Belki de yazacaktır… Askeri cerrah R. Ross gibi, kendisi öyküler yazıyor, matematik ile ilgili makalelere imza atıyor, sivrisineklerde milyonlarca insanın katili sıtma mikrobunu bulduğunda ise şiir yazıyordu.

Onun sır dolu yaratışının peşinde,

Gözümde yaşlar, çalışırken nefes nefese,

Ulaştığım ne mi? senin kurnaz tohumların

Ey milyon katili ölüm.

 

İddiamız o ki : Bir alana dalmak başka bir şey görmemek başka pencereleri kapatmak, yaratıcılığı öldürüyor…

İlham almak için dahi yakın ya da uzak dallarla ilgilenmek çok mu gereksiz…

Dünyaya tek bir pencereden bakmak beynimize yapılan bir haksızlık fikrimce… Çünkü beynimiz dünyayı,  beş duyu ile iki farklı beyin lobu ile algılıyor bakıyor… Aynı şeyleri tekrarladığında ise çabuk sıkılıyor.

Bu gün yaşasaydı,  Da Vinci’nin meslek hanesine ne yazacaktınız… Heykeltıraş ressam, anatomi uzmanı… Mühendis ki farklı dallarda…  Liste uzuyor gidiyor. Belki Da Vinci’nin başarısının altında her alana duyduğu derin merak veya alanlar arasındaki bileşimi ortaya koyması yatıyor.

Onlar eskidendi dediğinizi duyar gibiyim…

Matematikçi J. Nash’i hatırlıyor musunuz? Yakın zamanda kaybettiğimiz J. Nash Nobel ekonomi ödülü sahibiydi. Formülleri ekonomi ile matematiğin kenarıydı.

2015 Nobel tıp ödülü alan Çinli bilim insanı “Tu Youyou” tıp doktoru değildi. Sıtmaya karşı alternatif Çin tıbbı araştırmaları yaparken “artemisini” keşfetti. Ne kadar insanın hayatını kurtardığını söylememize gerek var mı?

Dulavrat otundan esinlenerek, günümüzdeki “ cırt cırtları icat etmekte geç kalsanız da farklı alanlarda merak sahibi olmak yaratıcılığı mucitliği arttırıyor…

Şimdiye kadar tanıdığım en iyi öğrenci olan, meraka pencerelerimizi kapatmayalım.

Farklı alanlarda eğitim alabiliriz, Çehov gibi…

Farklı alanlarda eserler ortaya koyabiliriz, Mehmet Akif gibi…

Aldığımız farklı eğitimleri birleştirebiliriz… S. Arthur C. Doyle gibi…

Çehov veremden öldü iyi bir doktordu…

Bizzat kendisi “tıp nikâhlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızsam geceyi öbüründe geçiriyorum. Bu davranışımı biraz uygunsuz bulabilirsiniz ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok” demişti.

A Çehov iyi bir doktordu siz onu edebiyat eserleri ile hatırlayacaksınız…

Birine kızınca geceyi diğerinde geçireceğiniz metresiniz yok mu? Ne büyük kayıp…

Etiketler:
Share

Yeni Yorumlar Kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Başarı yetkiyi kullanmaktır

    02 Mayıs 2019 Köşe Yazıları

    2018-2019 Futbol sezonu öncesi Amasya'da kendinize bir grup bularak başlatmış olduğunuz Yeni Amasyaspor'u elde etme çabanız sonuç verdi. Ama bu sonuç Amasya için büyük hüsran oldu. Sosyal medyayı kullanarak kendinizi gördüğünüz dev aynayı, Amasya'da kendi yandaşlarınız tarafından bazı kesimlere kabul ettirdiniz. Ve hayaliniz Yeni Amasyaspor yönetimini ele geçirdiniz. Bu uygulamayla Yeni Amasyaspor'u şantiyeye (rantiyeye) çevirdiniz! Sezonun ikinci yarısında göreve geldiğinizde; “Hazırlık” maçlarında gövde gösterisi yaptınız! Lig maçları b...
  • Besleme değil bağımsız basın

    29 Nisan 2019 Köşe Yazıları

    Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızın güzellik sembolüydü BB. Sarışın ve fettan güzelliğin timsaliydi. BB, benim neslim için o sarışın, o fettan güzel, ünlü Fransız aktris Brigitte Bardot demektir. Ama benim için son dönemde iki ayrı anlamı daha oldu BB’nin. Birinci anlamı ömrümün en güzel günlerini verdiğim ve hayatımın en mutlu günlerini yaşadığım ve mensubu olmakla gurur duyduğum bağımsız basın. Diğeri ise görmekten, duymaktan tiksindiğim ve şiddetle karşı çıktığım besleme basın. Her seçim zamanı ve seçim sonrası bir alışkanlık haline g...
  • Makam Aracı Saltanatı! SARI ile SON MU BULUYOR?

    25 Nisan 2019 Köşe Yazıları

    Makam Aracı Saltanatı! SARI ile SON MU BULUYOR? “Bir yerin şerefi, orada bulunan kişiden gelir” Kelimenin anlamına uygun, tam bir saltanat! Kıytırık makam sahiplerinin altında bile, birer beleş araba varken, çoğunun yedeği de garajda bekliyor. Neden yoksullaştığımızı ve neden adam olamadığımızı, şimdi anladınız mı? Makam araçlarını, sadece makam sahipleri kullanmıyorlar. Aile bireyleri de, özellikle okula giden çocuklar da onları servis aracı gibi kullanıyor ve genellikle çocuklar, okullarına bu araçlarla gönderiliyor. Makam sahiple...
  • Şaşırmazlık oyunu

    15 Nisan 2019 Köşe Yazıları, Kültür Sanat

    Hiçbir şeye şaşıramamak, tepki verememek deyim yerindeyse 'ağzını açıp gık diyememek' . Son günlerde ülkede ve çevremde olup bitenlere ne tek laf edesim, ne de oturup yazasım var. Sessizlik sarmalının içinde güvenli ve huzurluyum(!) Tüm konuşanların aksine ben yutkunarak susmayı tercih ediyorum. Bilfiil, vazgeçilmişlik denilebilir bütün seslerden. Seslerim yüzüme çarpınca anladım bunu. Sesimin faydasızlığı, duymamakta ısrar eden insanlara, inatla neşeli şarkılar söylemek gibi amansızdı niyeyse. Anlaşılan insanlar umut kokan seslerden haz etmiyo...