logo

reklam

MÜDRİK ZERRE


Menderes Keten
menderesketen@hotmail.com

Yuri Gagarin’in 12 nisan 1961’de Vostok-1 roketiyle atmosferin dışına yani uzaya ilk çıktığında “burada bir tanrı göremiyorum” dediği rivayet olunur. Bu söz kayıtlarda rastlanmasa da Gagarin’e yapışıp kalmıştır. İnsandaki kibrin yansıması kabul edilir.
Şeytanın Avukatı filminde, şeytanı oynayan Al Pacino’nun filmin sonunda söylediği gibi “kibir en sevdiğim günahtır”.

Hepimiz; bir sonunun olduğunu bildiğimiz halde “kâinata-uzaya” sonsuz deriz.
Fizikçilerimiz dâhil… Bunda en büyük pay: sonunu kestiremediğimiz için ya da sonu var madem ötesi nedir… Sorusundan korktuğumuz için…
Gizli bir öte arayışımız da var.
Bir yerde bitmesini bekliyoruz fakat sonrasını da içten içe merak ediyoruz.
Sormamak için sonsuz diyoruz. Kolayına kaçıyoruz yani.
Sonsuzluğu şüpheli evren, aslında şüpheli değil!

Kâinatta 300 milyardan fazla galaksi ve her galakside 300 milyardan fazla yıldız var.
Saniyede 300 bin km giden ışık, evrenin bir ucundan diğerine 35 milyar ışık yılında ulaşabiliyor. Işığın bile gitmekten yorulduğu sonunu bulmadığı bir evren.
Ha birde ne var… Genişliyor… Bir balon gibi yani bu gün sınırı burası yarın başka bir sınırda… Sonsuz +sonsuz,  ötesi de sonsuz!
Sizce mavi dünyamız bu sonsuzlukta ne kadar yer kaplıyor?
Bize göre orantılarsak, bir toz tanesinden daha küçük bir zerre… Zerrecik…

Biz dünyada ne kadar yer kaplıyoruz? Çok küçük, bir başka zerrecik.
Teşbihte hata yaparak söylüyorum oranlar kafanızı karıştırmasın
“Kâinattaki yerimiz bir zerre üzerindeki bir başka zerre.”
O kadar küçük ki orantı kurmakta zorlanıyoruz.
Herhalde Akdeniz’in kenarındaki tek hücreli bir canlı, bizim kainata oranımızın yanında büyük kalır… Bu “zerre” tüm küçüklüğüne rağmen; bir plankton, bir terliksi hayvanın tüm denizi idrak etmesi anlaması, görmesi, anlamlandırması… Sorgulaması… Denize kafa tutması… İnsanın özel bir canlı olduğunu göstermiyor mu?
Dünyayı 50 defa yok edecek nükleer güce sahip insanın farkı…
Ne kadar küçüğüz değil mi? ya da ne kadar özeliz.
Her gün tüm alıcılarımızla kâinata bakıp gözle göremediğimiz zerreleri dalgaları ışıkları arıyoruz, kafa yoruyoruz anlamaya çalışıyoruz… Kâinatta, sadece bir zerre üzerinde bir başka zerreyiz… Kâinata bakıyoruz… Onu idrak etmeye… Müdrik olmaya uğraşıyoruz…

Bergson “müdrik olmayan mevcud da sayılmaz” diyor.
Aslında, var olmanın kuralı haline getiriyor idrakı, ve determinizme karşı çıkarken idrak edebilme özelliğimizi ruha bağlıyor. Bergson’a göre yalnızca ruhu olan insan idrak edebiliyor.

Müdrik zerre olmanın birde sancılı tarafı var. Üstat Necip fazıl “Çile” şiirinde meselenin özüne inmekte: “Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,/ Minicik gövdeme yüklü Kafdağı/ Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,/ Dev sancılarımın budur kaynağı!” demektedir. Anlaşılan “müdrik olmayanın” yükü de olmuyor…

Ve bir toz tanesinin üzerindeki “zerrecikler” olarak, onu paylaşamıyoruz
Sonsuzluk mu? – kimin umurunda – o birkaç bilim adamının problemi
Biz önce zerreyi bölüşelim…

Gagarin’e ne mi oldu? kaza dediler. Uçağı çakıldı, ölümü devlet sırrı. Rivayet o ki, popüler olmuş, idol olmuş, Gagarin’i kıskanan Nikita Kruşçev kaza süsü vermiş, kaza raporları devlet sırrı olduğu için uzun yıllar açıklanmayacak… Kibir den sonra kıskançlık… En sevdiğimiz ikinci günah…

Etiketler: » » » » » » »
Share
1717 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • O Benim Başkanım

    16 Ekim 2018 Köşe Yazıları, Siyaset, Tüm Manşetler

    Seçimlerin yaklaşması ile birlikte partilerin aday belirleme sürecini de hızlandırdı. Genelde temayül yoklamasıyla adaylarını belirleyeren AK Parti, bu sefer adaylarını seçim bölgesinde halkı tarafından sevilen ve istenilen kişilerden oluşan bir liste hazırlayacağı bekleniyor. Yerel seçimle genel seçimin dinamiğinin farklı olduğunu bilerek başlamalıyız. Yerel seçimlerde seçim sonucunu belirleyecek birinci etken adayın kim olduğudur. İkincisi siyasal partinin iktidar olma hevesinin ya da vatandaşa vereceği umudun ne kadar güçlü olduğu önemlid...
  • Hizmete Övgü

    15 Ekim 2018 Köşe Yazıları, Siyaset

    Yazının başlığından da anladığıniz üzere bu bir övgü yazısıdır. Neye mi övgü? Çabaya övgü . Özveriye övgü. Emeğe övgü. Dün, bugün ve yarın Amasya'yı bir güneş gibi ışıl ışıl yapanlara övgü. Kimden mi bu övgü? Sokaktaki Vatandaştan. Senden,benden, bizden,herkesten. Niye mi yazıyorum ? "Yavrum,sesimizi duyur" dediler. Elbette,elbette. Beni yolda, çarşıda veya herhangi bir kafede görenler bilir.Alışkınlığım sebebiyle,elimde kitap ve gazete ile gezerim. Okuma rutinim bozulsun istemem.Bir iki gün oluyor. Elimde yine gazetem,kitap...
  • Eylül hüznü mü içimize çöken, yoksa zamlar mı?

    11 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Kültür Sanat

    Biliyorum, Eylül hüznü taşıyanlardansınız Biliyorum, bir rüzgar esintisinde mâziyi koklayıp gözleri dolu dolu oranlardansınız Biliyorum, Eylül'de her ezgi yeni hüzünleri kapı açıyor.. Duygusallığımı mazur görün. Malum Eylül ayı içersindeyiz.İçimizde hüzünler,heyecanlar başlangıçlar ve bitişler ne çok birikiverdi. Bu yazımı hazırlarken , biraz çiçek böcek, biraz hayal gerçek olmayı inanın çok istedim.Hasadı gelen üzümleri toplamanın umut veren heyecanından tutunda,Schubert'in Serandesi'nin en çok bu aya yakıştığını.. .Hatta Gökyüzünün h...
  • Anakronizm

    22 Ağustos 2018 Köşe Yazıları

    Geçmişte yaşamak bugüne ayak uyduramamak yani , diğer adıyla anakronizm ! Nedir bu kavram diye merak ediyorsunuz. Anakronizm sözü, dilimizde "tarihe aykırılık, çağa uyamama" anlamına geliyor. Sözlük anlamı tam olarak şöyledir; tarihi olay ya da olguların içerisinde geçtiği zaman ile olay ya da olguda yer alan nesne ya da özelliklerin birbiriyle uyumsuzluğudur. Şimdide yaşayamamak ve gelecekle ilgili hayaller kuramamak,dünde saplanıp kalmak çağın vebası oldu artık.Sosyal medyada ve reelde son zamanlarda beni fazlasıyla rahatsız etmiş ve insanla...
hd porno sikis izle