logo

reklam

SAMİMİ RİYAKARLAR


facebook
A. Suad AKCAN
amasyayorum@hotmail.com

Geçen gün bir grup arkadaşlar ile birlikte oturup, güzel bir sohbet ortamı gerçekleştirdik. Sohbet öyle bir konuma geldiki günümüzde bazı insanoğlunun samimiyetinin tartışıldığı ve bu tür insanlardan dolayı insanlığa güvenin yok olma noktasına geldiği savunulundu.
İşte tam bu sırada Süleyman amca cebinden bir yazı çıkardı. Türkiye Gazetesinde bundan tam 33 yıl önce yazılmış bir yazıyı çıkardı. Yazı sohbetimize bir ışık oldu. İşte bu yazıyı sizler için kaleme aldım.

Bu acaip ifade Napolyon Bonapart’a aittir. O, bu sözü, çok usta “iki yüzlüler” ve “münafıklar” için kullanmıştır.

Gerçekten de öylesine güçlü “münafık uzmanları” vardır ki, şaşar kalırsınız. İkinci yüzlerini çok iyi gizlemesini bilen bu kalleş tipler, inanmadıkları halde “inanmış” sevmedikleri halde “sevmiş”, düşman oldukları halde “dost” gözükmesini becerirler. Çok iyi aktördürler. Yeri gelince gözyaşı dökmesini, heyecanlanmasını, konuşmasını ve susmasını bilirler. Onlar, avını kollayan bir kaplan gibi, daima uyanık, dikkatli ve tetikdedirler. Bunlar, çok mert, yiği, saf ve samimi insanları aldatmasını severler.

Hiç şüphesiz, bütün mert, yiğit, saf ve samimi insanlar, ister istemez, bu “niyakar” ve “münafık” tiplerlerle karşılaşmışlar ve bir zamanlar, onlara inanmış olmanın “üzüntüsünüde” yaşamışlardır. Geçenlerde, bir arkadaşım anlatmıştı da ağzım açık dinlemiştim.

Arkadaşım şöyle diyordu;

“Beraber çalıştığım bir arkadaşım vardı. Bana yakınlık gösterir, dost görünürdü. Ben de inanırdım. Birgün bana, şöyle demişti;
‘bence, en büyük ahlaksızlık, başkalarının mahremiyetini kurcalamak, başkalarının evrak ve mektuplarını, onlardan habersiz olarak açmak ve okumaktır.’
Bende on a hak vermiştim. Fakat çok geçmeden öğrenecektim ki, bu sözleri söyleyen adam, benim adresime gelen bütün mektuplarımı açmakta, okumakta ve aleyhime dosya tutmaktadır”

Arkadaşım anlatmaya devam ediyor ve şöyle diyordu;

“Aynı adam, bana, ateşli hürriyet nutukları çeker, din ve vicdan hürriyetinin yüceliğini anlatır ve hürriyetin olmadığı yerde demokrasiden söz edilmeyeceğini söylerdi. Fakat ne gariptir ki, bu adam beni “aşırı dindar’ olmak ve iş yerinde küçük bir odayı “mescid” olarak kullanmak suçunu işlemekle itam ederek ihbar edecekti”

Evet arkadaşımı dinlemeye devam edelim;

“Aynı adam okuduğum kitapların, gazetelerin ve yayınların da bir listesini çıkarıp jurnaline eklemeyi unutmamıştı. Oysa, onun da okuduğu kitaplar, gazeteler ve yayınlar vardı. Ve benimkilerden çok farklı bir zihniyete bağlı idiler. Bu durumu bilen arkadaşım, o zaman şöyle konuşurdu;

“Fikir hürriyeti ne güzel insanlar, istediklerini okuyup yazabiliyorlar. Bence, hürriyetlerin en yücesi budur”

Arkadaşımı dinlerken şöyle düşünüyordum;
Bütün bunlarla ve bu gibi kalleşlikle sık sık karşılaştığımız halde, neden hala hayret ediyorum? Neden, bunu tabi karşılayamıyorum? Hayır hayır, “niyakarlık” ve “münafıklık” alışılacak ve hoş görülecek bir şey değil… İnsana yaraşan şey “samimiyet”tir, “ihlas”tır, “dürüstlük”tür, “düşünceleri ile yaptıkları” arasındaki ahenktir ve uyumdur. Evet, ahlak budur.

“Münafıklığı” ve “riyakarlığı”, zeka ve kurnazlık sayanlar da var… şöyle teşhir edilir;
“İnsanlardan kimileri de kendileri inanmadıkları halde, ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ der. Allah’ı da, müminleri de (güya) aldatırlar. Halbuki onlar, kendilerinden başkasını aldatmazlar da yine garkına varmazlar. Onların kalblerinde bir maraz vardır. Allah da marazlarını arttırdı. yalan söylemekde oldukları için de onlara, acıklı bir azab vardır” (El-Bakara /8,9,10)

Bize hürriyet vaad edip “esaret” adalet vaad edip “zulüm” kardeşlik vaad edip “düşmanlık” getirmeyi düşünen bütün münafıklara lanet olsun.
Türkiye, 17 Haziran 1986

Share

Yeni Yorumlar Kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ

    18 Temmuz 2019 Köşe Yazıları

    15 Temmuz direnişimizin ve zaferimizin 3. Yıldönümü’nü kutladık. 15 Temmuz, tıpkı Çanakkale Zaferimiz gibi, tıpkı İstiklal Savaşımız gibi, tarihimizdeki sayısız zafer ve başarı gibi bize, hepimize aittir. 15 Temmuz, milletin ortak direnişidir, ortak zaferidir. 15 Temmuz, her türlü farklılığın üzerinde, her türlü siyasi görüşün, yaklaşımın, oluşumun üzerinde, siyaset üstü bir değerimizdir. 15 Temmuz, tarihe altın harflerle yazılacak bir geceydi. Türk halkı adeta üzerine Çanakkale ruhundan bir parça üflenmiş-çesine sokaklara döküldü, millet 2...
  • Temmuz bir kıyametti yıllar önce..

    16 Temmuz 2019 Köşe Yazıları

    Temmuz bir kıyametti yıllar önce.. Evimden kilometrelerce uzak, annemin bir zamanlar çiçeklerleriyle konuştuğu balkonunda, ılık yaz rüzgarlarına kapılmış, bir elma ağacı gibi kâh oyana, kâh buyana sallanıp duruyorduk. Demli çayımız, bir parça umut katığımız ile darıdünyanın, ertesi gününe umulmaz hayaller kuruyorduk.Küçük ve basit hayallerdi. Çarşamba pazarına gitmek gibi, uygunundan bir kaç kilo çökelek almak gibi..Bahçeden taze fasülye toplayıp, bol yumurtalı kavurmasını yapıp komşularala hep birlikte yemek gibi. Dedim ya küçük ama, darıdüny...
  • Yenilenebilir miyiz ?

    01 Temmuz 2019 Genel, Köşe Yazıları

    Haftalardır kafamı meşgul eden konular üzerine düşünüp duruyorum.Yazacak o kadar çok şey varki, terslikler, zıtlaşmalar, ardarda yapılan hatalar hangisini yazmalıyım diye düşünüp dururken, açık kalan tv'den Cumhurbaşkanın sesi yankılandı; " Yenileneceğiz " Yenilenmek, yapılan hataları bir daha tekrar etmemenin garantisi olamayacağına göre, nasıl " Yenileniriz " ? Bilmem farkında mısınız, toplum olarak öyle bir noktaya geldik ki, bir kelime ile terörist, bir kelime ile yandaş, bir kelime ile fetö yanlısı, bir renk ile vatan haini, iç düşman ola...
  • Kraldan Çok Soytarıları!

    26 Haziran 2019 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yazıyı uzun da olsa okuyun… Çünkü; Hayat bu… Bugün varsın, yarın yok… Tuhaf ama gerçek… Dün zirvedeyken bugün yerlerde olmak da yaşamın gerçeklerinden… Ne sonsuz bir yaşam var bu dünyada, ne de zirvede olmak… Her şeyin bir başlangıcı, bir de sonu var… Sonsuzluğun sahibi yalnız yaratan… Ne karşı koyabilirsiniz, ne itiraz edebilirsiniz O’nun adaletine… "Keşke" dersiniz içinizden ama… O keşkeler sizi boğacak duruma geldiğinde de iş işten geçmiş olur zaten… Öyleyse keşke demeden yaşamak için, hayatın farkında olmak gerekmez mi?.. Yani farkı far...