logo

reklam

Şaşırmazlık oyunu


facebook
Aysun Doğan TERZİ
seda@hotmail.com

Hiçbir şeye şaşıramamak, tepki verememek deyim yerindeyse ‘ağzını açıp gık diyememek’ . Son günlerde ülkede ve çevremde olup bitenlere ne tek laf edesim, ne de oturup yazasım var. Sessizlik sarmalının içinde güvenli ve huzurluyum(!) Tüm konuşanların aksine ben yutkunarak susmayı tercih ediyorum. Bilfiil, vazgeçilmişlik denilebilir bütün seslerden.
Seslerim yüzüme çarpınca anladım bunu. Sesimin faydasızlığı, duymamakta ısrar eden insanlara, inatla neşeli şarkılar söylemek gibi amansızdı niyeyse. Anlaşılan insanlar umut kokan seslerden haz etmiyordu.Anlaşılan insanları hiçbir şarkı mutlu etmiyor, hiçbir hikaye duygulandırmıyor, hiçbir olay şaşırtmıyordu.

Peki bu şaşırmazlık oyununu hangi cambaz, öğretmişti bize?

Üstü başı kir içinde bir çocuk. Yedi yaşında olduğu anlalışılıyor.Kirden kararmış ellerinin içinde sıkı sıkıya tuttuğu bir lokma ekmek parçası, ayakları çıplak.Durduğu yerden gelene geçene bakıyor. Yoldan geçenler onun yaşında çocuklar.Üstelik üstleri tertemiz, saçları taranmış. Okul formalarını giymişler.Sırtlarında batman çantalar, rengarenk suluklar. Sağlam spor ayakkabılarıyla birer ikişerli geçiyorlar yakınından.Yüzlerine sirayet eden neşe, dillerindeki türkü de çabası. Köşeyi çabucak savuşup okula giriyorlar.

O hâlâ bakıyor arkalarından. Elindeki ekmeği ısırmıyor bir daha. Onu toplumun gözünde diğer çocuklardan farklı kılan, “esmer vatandaşlığın ” ne olduğunu henüz bilmiyor. Sonra güneş bile umursamıyor sanki o da savuşup gidiyor bulutların arasından. Ben ise şaşırmıyorum buna. Geçip gidiyorum yanından, en ufak bir şaşkınlık duymadan, içim burumadan.

Şaşırmak, şaşırmak, şaşıra-ma-mak.

Şaşırmak, bu zaman dilimi için anlamını çoktan sıyırmış bir kavram.Çoğumuzun içinde birikip patlayan bir duygu. Sönük bir yıldız. Düşünüp duruyorum da , bu şaşamamazlığa nasıl geldik, nasıl duyarsız, kemiksiz bireyler olduk inanın bilmiyorum. Bir şeyler ters gitti, rüzgâr ters yönden esti sanki.

Verilen sözlerden yarın cayan, kendinden olmayana ‘potansiyel kötü” gözüyle bakan, tutarsız, menfaat kokan hareketler bir virüs yayılıverdi içimize. Çağın, hatta son dönemlerin, tedavisi mümkün olmayan vebası değilse nedir bu?

“Her şey şöyle başladı..” gibi duygusal saçmalıklara düşmeden, lafı dolandırmadan anlatmam gerekirse, bir yalanla başladı her şey.

Büyükler bize bir yalan söyledi, inandık. Sonra biz de yalan söylemeye başladık.Büyükler bize, ” bize benzemeyenler hain, şekilsiz , onlar demokrasi düşmanı ” dedi. Biz de bizim gibi düşünmeyeni, farklı olanı dışladık, ayrıştırdık. Büyüklerin yukarıda başlattığı oyuna, biz küçükler de dahil olduk. Bırakın iktidarı, yaşama karşı birazcık mualif tutumlu olanlara bile, hain gözüyle baktık. Yoksulluğu gösteren tv kanalarını ” ülkeyi kötü gösteriyorlar ” diyerek kapattık.Tanzim kuyruğunda yarım kilo patates için 2,5 saat bekleyen teyzeyi gördük görmesine ama, onun da hain (!) olup olmadığını anlayamadık.Beş yıl önce bir konuşmasında, her çocuğun eşit şartlarda olamamasından dem vurup “çocuklar ekranda büskivi görüyor ağlıyor, babacığım bana da puskevit al” derken, beş yıl sonra halka hitaben; ” domates, biberle siyaset yapılmaz, yazın çok yersiniz ” diyen siyasetçinin tutarsız tutumundan hiç rahatsız olmadık.

Sonra ne mi oldu ?

Ekranda muhafazakâr maskesi takmış kim varsa baş tacı ettik. “Alkol yasaklansın” diyeni alkışladık.Daha sonra aynı insanın güpe gündüz uçakta sarhoş olmasına, şaşır-madık !

Her Atatürkçüyüm diyene inandık.Atatürk’ün
annesinin başörtülü olmasını bilmeyen, her fırsatta başörtülülere hakaret edip, aşağılayan insanın cahilliğine, şaşır-madık !

Ahlâk, toplumda yeri zayıf olanların tutunmak için sergiledikleri gayrettir der, Nietzche.
Güçlülerin ahlâka ihtiyaç duymamalarına, şaşır-madık !

Siyasî topluluklarda “Türk milliyetçisiyim” diyerek barınan, yeri geldi mi kendinden olmayanı aşağılayan insanın, Amerikan logosu taşımasına şaşır-madık !

Bir yıl önce, seçim sonuçları için ” bir oy bile olsa yeter” derken, bir yıl sonra” on bin oyla kimse kazandım demesin” diyen devlet büyüğünün demokrasi ilkesini hiçe saymasına, şaşır-madık !

Evlâdının şüpheli ölümünü araştıran ve bu ölümü hiçbir şekilde kabul etmeyen, yüreği yaralı baba için, akıl hastanesine gitmeyi reva gören hakime şaşır-madık !

Özcesi; ahlâka sahip olmadan, ahlâk dersi verenlere, Nutuğu okumadan Atatürkçü kesilenlere, milliyetçilik ilkelerini çiğneyip, ötekini hor görenlere, buraya bir parantez açmak istiyorum; Atatürk’ün bununla ilgili önem arz eden ilkesini anımsayalım. “Dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür ” söylemi yeterince açıktır.

Abdesti şüpheli, müslümanlık dersi verenlere,
boş aşırıcılara, neyi savunduğunu bilmeyen bilgisiz sempatizanlara hiç mi hiç şaşır-madık.

Mayıştık.

Artık hiçbir şeye şaşırmamayı, Dostoyevski ‘olgunlaşmak’ olarak tanımlarken, ” insan oğlu bu her şeye alışır ” paradoksuyla da zamanın ruhuna işaret eder âdeta.

Aslına bakılırsa biz olgunlaşmadık, biz alıştık efendim.

Alış-tık !

Share

Yeni Yorumlar Kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Öğretmenler, geleceğimizin mimarlarıdır.

    26 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Öğretmenler, gelecek kuşakları eğitir ve şekillendirir bu nedenle öğretmenlerin eğittikleri çocukları geleceğimize bir meşale gibi ışık tutacak olan ve geleceğimizi şekillendirecek olan kişilerdir. 24 Kasım Öğretmenler Günü her zaman hatırlanmayı ve değer verilmeyi hak eden çok sevgili öğretmenlerimizin günüdür. Öğretmen bizleri bilgi ile aydınlatan bir mumdur. Yansıttığı ışık bilgi ile aydınlanmamızı, karanlıklardan kurtularak önümüzü görmemizi sağlar. Bu mesleğe ömrünü adamış, şini severek yapan, kendinden çok öğrencilerini düşünen öyle öğre...
  • Yerel gazeteler

    18 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Yerel gazeteler Bugünde, kendi alanımızla ilgili birkaç kelam etmek istedim. Basın, insanların yaşananlardan haberdar olabilmesi için ortaya çıkmış ve yıllardır süre gelen bir olgudur. Aynı zamanda basın, insanların sosyokültürel yapısını etkileyerek değiştirebilecek bir yapıya sahiptir. Demokrasi önce yerelden filizlenir, sonra ülke geneline kök salar. Bunun için bağımsız, özgür ve kendi ayakları üzerinde durabilen yerel basının varlığı ön koşoldur. Demokrasinin ilk basamağı olan yerel birimlerinde halk ile yöneticiler arasında köprü g...
  • Atatürk’ü Sevmek

    10 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Atatürk… Karakteri tam bağımsızlık, yani istiklali tam olan, Müdafaa-i Hukuk temeline dayanıp, Misak-ı Milli sınırları içinde Kuvayi Milliye ruhuyla yoğrulmuş bir deha… Bir büyük önder, bizim gibi bir Türk, Atatürk… Atatürk'ün bıraktığı tek miras, akıl ve bilim yoludur. Günümüzde Atatürkçülük, bugünkü aklın ve bilimin gösterdiği yoldur:Bu yolun da Demokrasi ve İnsan Hakları olduğu açıktır! Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de vurguladığı gibi ilelebet yaşayacaktır. Çağdaşı olarak kurulmuş birçok devlet v...
  • Farklı Başkan Mehmet Sarı

    04 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Amasya'nın çalışkan Belediye Başkanı Mehmet Sarı halkın gönül tahtına oturmayı başarıyor ve halkın gönlüne taht kurmuş. 31 Mart yerel seçimlerinde Amasya için tarihi bir fark sayılacak rakamla Belediye Başkanı koltuğuna oturan Mehmet Sarı belkide bir çok siyasetçinin örnek alması gereken bir durumu gözler önüne seriyor. Sahada halkın gönlünde olan Belediye Başkanı Mehmet Sarı'yı Amasya halkı bağırlarına basmış vaziyette. Güvenli… Oldukça rahat… Kendini güçlü ve… Çok şanslı hissediyor. Çünkü kaptanlık koltuğuna oturduğu Amasya Belediyesi...